Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Ankara’da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı Üye Devletleri 1’inci Müslüman Diaspora Forumu’na katıldı. Zirvede, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ile Azerbaycan Cumhuriyeti Diasporadan Sorumlu Devlet Komitesi arasında diaspora politikaları alanında iş birliğini pekiştirecek mutabakat zaptı imzalandı. Programa ayrıca Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanı Abdulhadi Turus ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Musa Kulaklıkaya da iştirak etti.
Forumda konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “İslam İşbirliği Teşkilatı’nın 57 üye ülkesi, 2025 yılı itibarıyla 2 milyarı aşan nüfusuyla dünya nüfusunun yaklaşık dörtte birine tekabül ediyor. Bu nüfusun yarısından fazlasının 25 yaşın altında bulunması, önümüzde büyük ve dinamik bir beşeri sermaye varlığına sahip olduğumuzu gösteriyor. Üye ülkelerimize mensup 60 milyonu aşkın insan da dünyanın farklı kıtalarında güçlü diaspora ağları oluşturuyor. Bu geniş topluluklar, yaşadıkları ülkelerin ekonomik, sosyal ve kültürel hayatına katkı sunarken köken ülkeleriyle bilgi, tecrübe, yatırım ve ticaret bağlarını canlı tutuyor. 2024 yılında verisine bakıldığı zaman 38 ülke için diasporanın geldikleri ülkelere 200 milyar dolara yakın kaynağı transfer ettiğini görüyoruz” dedi.
Gazze’deki Durum Ve Küresel Sistemin Yetersizliği
Gazze’de yaşanan insani trajediye dikkat çeken Yılmaz, “İsrail, uluslararası mahkemeler önünde ‘soykırım’ suçuyla yargılanır konumda. Gazze’yi yaşanamaz hale getirmek amacıyla yaptıkları bombardımanlar, açlığı ve zorunlu göçü birer silah olarak kullanmaları, çocukların, kadınların ve masum sivillerin hayatını hiçe saymaları maalesef tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşti. Bilimsel, teknolojik, ekonomik ilerlemeler zulümlerin işlenmesine engel olmuyor. Bu ilerlemeleri hukukla, ahlakla, merhametle, insani değerlerle buluşturmadığınız sürece daha büyük zulümlere yol açabiliyor. Bu emsalsiz zulüm karşısında Birleşmiş Milletler kararlarının uygulanamaması, uluslararası hukukun etkisiz bırakılması ve faillerin korunması, mevcut küresel düzenin adalet üretme kapasitesinin son derece zayıf olduğunu gösteriyor. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Dünya beşten büyüktür’ çağrısı tam da bu zeminden yükseliyor. Bu çağrı daha adaletli bir küresel düzene ihtiyaç duyduğumuzu, bunun için çaba sarf etmemiz gerektiğini söylüyor” ifadelerini kullandı.
Filistin Davası Ve İnsanlık İttifakı Vurgusu
Uluslararası alanda güç odaklı adaletsiz yaklaşımlara tepki gösteren Yılmaz, “Buna karşı biz, ‘Hiç kimsenin merhametine güvenebileceğimiz bir dönemde değiliz. Hem haklı hem güçlü olacağız. Bütün yaşananlara rağmen insanlık için umudumuzu kaybetmeden daha adaletli bir dünya için çalışmaya devam edeceğiz. Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bedeli ne olursa olsun hakkın, hakikatin ve mazlumun yanında yer almayı, Gazze halkına insani desteğini ulaştırmayı ve Filistin davasını uluslararası platformlarda savunmayı sürdürecektir. Müslüman diasporalar, yaşadıkları ülkelerde Gazze’nin sesini kamuoyuna ve karar alıcılara ulaştırabilecek, hakikati çarpıtan söylemlere karşı etkili bir toplumsal karşılık oluşturabilecek büyük bir güce sahiptir. ‘İnsanlık ittifakı’ diyebileceğimiz çerçeve çok önemli. Gazze’de yaşananların bir insanlık suçu olduğunun farkında olan tüm insanlarla ilişki içinde, dayanışma içinde zulme karşı mücadele etmemiz gerekiyor. Bu gücü müşterek bir söylem ve sürekli koordinasyonla harekete geçirerek Filistin halkıyla dayanışmayı daha etkili, daha görünür ve sonuç üreten bir mücadeleye dönüştürmeliyiz” dedi.
İslam Düşmanlığına Karşı Ortak Duruş Çağrısı
İslamofobi tehlikesine işaret eden Yılmaz, “Camilere ve Kur’an-ı Kerim’e yönelik saldırılar, Müslüman kimliğini hedef alan nefret söylemleri ve ayrımcı uygulamalar, İslam karşıtlığının bireysel ön yargılardan çıkarak siyaset, medya ve kamusal hayat üzerinde etkili olan yapısal bir tehdide dönüştüğünü gösteriyor. İfade özgürlüğünü Müslümanların kutsallarına saldırmanın kalkanı haline getiren, demokrasi ve eşit vatandaşlık ilkelerini seçici biçimde uygulayan hiçbir yaklaşımın meşru görmüyoruz. İfade hürriyeti, nefret söylemi hürriyeti değildir. İnsan haklarını evrensel bir değer olarak savunan herkes, Müslümanların inancını, kimliğini ve ibadethanelerini hedef alan saldırılar karşısında da aynı açık ve kararlı tavrı almak zorundadır. Müslüman diasporalar bu mücadeleyi yaşadıkları ülkelerin hukuk düzeni ve demokratik imkanları içerisinde, öz güvenli ve örgütlü bir şekilde yürütme kabiliyetine sahiptir” değerlendirmesinde bulundu. Yılmaz ayrıca, üye ülkeler ile diaspora kuruluşları arasındaki koordinasyonun ortak mücadeleye güç katacağını kaydetti.
Ortak Akıl Ve Genç Kuşaklar Odaklı Dayanışma
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ise konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Müslüman ülkeler ve diasporalar olarak sanattan bilime, siyasetten iş dünyasına kadar hayatın her alanında, değerlerimizden ve birbirimizden güç alabileceğimiz, ortak aklı ve dayanışmayı büyütecek güçlü bir ekosistem inşa etmeyi temel bir irade haline getirmeliyiz. Amacımız başka ve daha iyi bir dünyanın mümkün olduğu fikrini akıllara, umudunu gönüllere düşürmektir. Özellikle genç kuşaklar bu yaklaşımımızın merkezinde yer alıyor. Çünkü bugün dünyanın dört bir yanındaki Müslüman diasporaların gençleri, birden fazla kültürün kesiştiği bir atmosferin içinde büyüyorlar. Tam da bu noktada onlara isimlerini ve hikayelerini dünyaya duyurabilmeleri için çağa uygun ve güvenilir imkanlar sunmalıyız. Çünkü tüm diasporalarda olduğu gibi Müslüman diasporalarda da kültürün, kimliğin ve hatta mevcudiyetin muhafazası, özellikle gençlerin kendi hikayelerini anlatabilmesine ve değerlerini hayatın her alanında görünür kılabilmesine bağlıdır. Birlikte iş üretebildiğimiz, ortak değerler etrafında somut eserler ve başarılar ortaya koyabildiğimiz, hayatın her alanında birbirimize güven ve dayanışma duygusuyla yaslanabildiğimiz ölçüde, dünyaya yön verecek ve geleceği şekillendirecek bir güce sahip olduğumuzu yeniden hatırlamalıyız. Artık yapmamız gereken; bilgiyi, tecrübeyi ve insan kaynağını birleştirmektir. Bunu başardığımız takdirde Müslüman diasporalarımızı yaşadıkları ülkelerin ve dünyanın daha güçlü aktörleri haline getirebileceğiz”






